cabbar.demirkol.sitemynet.com
nicole corfin

Fransa - France
Dışlananlar
La France
Yakup Yurt
Mösyö Sarkozy
Jeanne d'Arc
TableRaz
Yayınlar
Akisler 2006

Fransa - France


Fransız'a utanç

@ Fransız basını : "Soykırımın" faturası acı olacak

@ CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, tarihi yasayla tutsak almanın mümkün olmadığını belirterek, "Fransa aldığı bu kararla yaşanan trajedideki kışkırtıcı rolünü unutturamaz ve kışkırtıcı rolünün vicdani sorumluluğundan kurtulamaz. Fransa Parlamentosu'nun kararını şiddetle kınıyorum" dedi.

@ Rehn'den Fransa'ya "Ciddi olun" uyarısı


ÖEK ÜÇLÜSÜNE NE OLDU?  - Yakup YURT

Yakup YURT

27 Ekim 2005 günü Paris'in kuzey varoşlarında başlayan göçmen gençlerin isyanı yayılıyor. Herkes korku içinde. ÖEK Fransa Cumhuriyetinin kuruluş felsefesini simgeleyen Özgürlük - Eşitlik - Kardeşlik sözcüklerinin kısaltması. Bu üç kavram pek uğramamış varoşlara uzun zamandan beri. Halbuki okullarda hâlâ ezberletiliyorlar gençlere.
Peki bu gençler kim? Ezici bir çoğunluğu Fransa'da doğan ve büyüyen, Kuzey Afrika kökenli Fransız vatandaşı, işsiz, güçsüz, parasız, hayalsiz ve umutsuz gençler.
Ki onlar, birer saatli bombaydılar ve patladılar!
Araba alamayan, araba çalan, araba yakan gençler..
Gençlere hodri meydan çeken, onlara "pislik", "ayaktakımı" diyen, Macar kökenli Fransa içişleri bakanı Nicolas Sarkozy'e meydan okuyan, savaş açmış gençler. Gelecekten umudunu kesmiş, sistemle kavgalı, hırçın gençler!
Şiddetin çare olmadığını düşünemeyen, uslu durmaktan bıkmış, usanmış gençler!

Gençler dünyanın her yerinde aynıdır. Aceleci, kıpır kıpır, sabırsız, idealist.
Erişkinlerin kendilerine sunduğu düzeni beğenmezler.
Çünkü zaman süreci içinde beklenti algılamaları değişmiştir. Tüketim alanları çoğalmış, alışkanlıkları başkalaşmış, taklitçilik ve benzeşme yaygınlaşmıştır. Kendin olabilmek ve kendi olarak kalabilmek zorlaşmış ve neredeyse imkansızlaşmıştır. Globalleşen dünyada toplumsal altyapı ve teknoloji insanları hazan yaprakları misali savurmaktadır. İnsanlar arası ve aile içi ilişkiler nitelik değiştirmiştir. Hazırlıksız yakalanan dünya ve insanlarlarımız ya çaresiz bir çırpınışta, ya da olumsuz bir teslimiyet içindedir.
Ahkâm kesen çoktur, ama çare üreten yoktur.

Gençler ekonomik sorumlulukları olmadığından saftırlar, temizdirler... Kirlenmeye zamanları olmamıştır henüz. Bir Fransız atasözü "Gençler bilmez, yaşlılar bilir yapamaz" der. Gençlikte deneyim ve ekonomik güçten, yaşlılıkta sağlıktan yoksundur ademoğlu.
Dünyaya eleştirel bakarlar, dünyayı kendilerince şekillendirmek isterler, ütopyaları vardır.
Uçukturlar, uçarıdırlar...
Umut ederler, hayal görürler, hayallerinin peşinden koşarlar.
Tutuculuğa karşı yenilikçidirler.
Bu insanlık tarihinin her döneminde böyle olmuştur.
Kuşaklar, kültürler, uygarlıklar, diller, dinler, etnik gruplar, sosyal sınıflar arası sürtüşmeler ve çatışmalar olagelmiştir. Bu da son derece doğaldır.

İstemek güzeldir, güzel olmasına da, istekleri somutlaştırmak için gerekli maddi ve manevi olanaklar herkese eşit olarak verilmemiştir. Adalet eşit dağıtılmamıştır. Dürüst, namuslu, iyi ahlaklı, faziletli, sabırlı, inançlı olmak yetmemektedir. Herkeste derviş sabrı yoktur. Fırsat eşitliği gerçek ve iktidara ulaşma yolları açık olmalıdır. Irkçılık ve ayrımcılık 21. yüzyıl dünyasına yakışmamaktadır.

Çocuklarımızı ahlaki ve mesleki yönden geleceğe hazırlamak bizim görevimizdir.
Onların aile yuvalarımızı ve içinde yaşadıkları toplumu güzelleştiren hoş kokulu ve renkli birer çiçek olmasını istiyorsak, bahçıvan ciddiyetiyle çalışmak zorundayız.
"Ne ekersen onu biçersin" felsefesi evrensel doğruluk içermektedir.

Fransa'da "Göçmenlerin Yaşam Şekilleri" konusunda 3 yıl araştırma yapan sosyolog Prof. Dr.Semra Paşazade'den öğrendiğimize göre "Araştırma gösterdi ki homjen kültür yok. Tekil vatandaşlık anlayışı kırılıyor. Çok kültürlü, modern yaşam şekline adapte olsa da sisyasiler göçmenlerden sadece oy istedikleri, haklarını vermedikleri için isyan çıkıyor. AB'nin başkenti Brüksel'de, Almanya'da da yaşandı. Araştırma bu hareketin AB'ye yayılacağını gösterdi. Gettolara itilmiş insanlar aslında bir hapishane hayatı yaşıyor. Sabah işe gidiyorlar, gece hapishanelerine dönüyorlar. Belirli bir mahallenin ötesinde kabul görmüyorlar."
Bu satırlar bir hastalık teşhisidir.
İlaçlar sigorta kapsamında değildir ve eczanelerde satılmamaktadır : Sevgi, Saygı, Hoşgörü.
Günde üç kez ve damardan!.
Gençlere iş verin, para kazansın, kimlik sahibi olsunlar.
Hayal kurabilsin, geleceğe umutla baksın, yuva kurabilsinler.

Brüksel, 14 Kasım 2005

Yakup YURT

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Ceux qui ne vous importent pas
nous importent bien

Que le bleu reste à sa place
Ne touchez pas au vert
Chacune des femmes est une fleur
Nos enfants sont « l'avenir... »

Les vieux sont couronne sur notre tête
Nous devons respect envers eux!
Les animaux n'ont pas à nous satisfaire...
Affectionnons-les à chaque instant!

Ceux qui ne vous importent pas
Nous importent bien

L'air
L'eau
La mer sont en nous...
Nous protégeons l'environnement,
Et nous l'embellissons
Sans fainéantise!

Nous ne laissons pas la poussière se poser
Sur nos valeurs
Nous ne laissons personne toucher
A nos arbres
A nos forêts...
Nous ne permettons à personne de ravager
Nos parcs
Nos jardins...
Nous aimons tous les hommes
Sans distinction
Et profondément
Ceux qui ne vous importent pas
Nous importent bien

La paix, le respect, l'amitié
La solidarité et la fraternité
Sont nos indispensables valeurs...

Nous détestons
Les guerres,
Le sang
Et les larmes!

C'est pour ces raisons
Que nous n'aimons point
Les envahisseurs
Les tyrans
Ceux qui sont escalves de leur hargne
Et ceux qui se laissent manipuler par intérêt!

Ceux qui ne vous importent pas
Nous importent bien

Üzeyir Lokman ÇAYCI
Ankara, le 03.11.2007
Traduit par : Yakup YURT

Fransa 2006

Microsoft Age of Empires III

Microsoft'un "PİS" Oyunu!

Fransa'da yaşayan Türkler, "Microsoft Age of Empires III" adlı oyunun piyasadan çekilmesi için internet üzerinden bir kampanya başlattı. İstanbul doğumlu bir Fransız olan Bilgisayar Mühendisi Sergio Casaretto'nun farkettiği çirkinlik, Fransa'daki Türkleri ayağa kaldırdı. İddialara göre oyunda Türkler, pis ve barbar olarak nitelendiriliyor.

Microsoft Age of Empires 3

İşte Casaretto'nun oyunla ilgili iddiaları...

Bu çağrımın amacı Türk'lere hakaret ve Türklere karşı ayrımcılığa ve ırkçılığa iten «Microsoft Age of Empires III» oyununun piyasadan kaldırılması ve Microsoft Corporation şirketinin Türkiye Cumhuriyetine tazminat ödemesi şart. Mâlesef her zaman olduğu gibi Türk vatandaşlarımız son derece pasif kalıp hiç bir zaman gerektiği gibi teşkilatlanamadıkları için Türkiye ve Türklere karşı yapılan haksızlıklara imkân veriyorlar.

Sözler hep boş, hareketler hep lafta. Sonuç dünya çapında yayılan Ermeni anıtları ve sözde soykırımı tanıma yasaları aldı başını gidiyor. Arkadaşlar uyanalım. Meydanı bu tür çirkin oyunlara bırakıyoruz. Alan hiç bir zaman boş bırakılmamalıdır, yapılan en ufak saygısızlığa cevap verilmelidir. Size bir örnek sunuyorum. Bana destek verilsin Microsoft'a dersini verelim. Konu Microsoft'un «Microsoft Age of Empires III» PC oyunu. Oyun 18.10.2005 tarihinde piyasaya çıktı. Ref G10-00033. Bugün Nisan 2006. Yani altı aydır kimse fark edipte bir şey yapmadı.

Bu Çirkin Oyun Surcouf, FNAC ve Carrefour'da. Satılmaktadır. Bu oyunda fark edilmeyen ve Türkleri ilgilendiren nedir ? Şöyle izahat edeyim, Age of Empires III tarihsel bir strateji savaş oyunudur. Hem oynayarak tarihi ögrenir hem stratejiler kurarak feth ede ede oyunda ilerlersiniz. Oyuna başlamak için « Un joueur » (tek oyuncu) düğmesine basınız sonra « Campagne » (kampanya) hanesini seçiniz. Burada oyun senaryosu olarak « Territoires maltais du Faucon » seçiniz. Bu senaryonun konusu kısaca şöyle « A la fin du 16e Siècle, les Chevaliers de Saint-Jean défendirent leur dernier bastion sur l'île méditerranienne de Malte contre une invasion ottomane. » (16 yüzyıl sonunda Aziz Jean şövalyeleri akdenizdeki son konumları, Malta adasını Osmanlılara karşı savunurlar ».

Oyunun senaryosunda şahin (Le Faucon) adında bir Türk denizci adayı istila edip şövalye Morgan'ın kalesini abluka altına alır.Oyunda sizin, yani şövalye Morgan, göreviniz Osmanlı Türklerini adadan defetmeniz. Osmanlı son derce güçlü ve ağır toplara sahip. Kale dayanamaz ve Osmanlı kaleyi istilaya başlar. Bunun üzerine, köylülere ateş yaktırıp yardım istersiniz. Sonunda Osmanlı yenilir ve zafer sizindir.

Buraya kadar bunu bir oyun olarak kabul edebiliriz. Microsoft ne kadar Osmanlıyı istilacı olarak gösterse de. Fakat kabul edilmez olan ve Türk dostlarımdan yardım ve birlik istediğim nokta bu senaryonun sonu yani Osmanlı yenildiği zaman meydana gelen sanal sunuş. Morgan limanda bir tepeden şahine kuş bakışı bakar ver aynen şu kelimeleri kullanarak seslenir : «Sale turc» yani türkçe olarak « Pis türk ... ». Oyunda bu sözler saadece yazılı değil, sesli olarak fransızca yayınlanır. Ve bu her dilden piyasaya sunulan oyun için geçerlidir. Işte arkadaşlar nasıl Türklere düşman edilir, nasıl çocuklar oynayarak eğlenerek antitürk olarak yetiştirilir.

Oyunun senaryosundan çok bu laflar kabul edilemez. Bu oyun piyasadan kalkmalıdır ve Microsoft tazminat ödemelidir. Arkadaşlar birlik olalım Microsoft'u mahkemeye sevk edelim. Örnek olsun.Türklere hakaret, Türklere karşı ırkçılık ve Türklere karşı ırkçılığa teşebbüs ettirme suçlamalarında bulunalım. Bir avukat bulalım (1500 Euro - 2000 Euro veya gönüllü), dava açsın (800 Euro - 1000 Euro) ve bu davaya katılalım (Dépôt de plainte auprès du doyen des juges d'instructions du Tribunal de Grande Instance de Paris avec constitution de partie civile).

digi medya - Microsoft'un "PİS" Oyunu!

FRANSA

Mesdames et Messieurs les parlementaires,

Concernant le projet de Loi du soi
disant "genocite armenien" que vous devez voter le 19 Mai, les personnes qui ne reconnaitront pas ce genocide seront punis de 5 ans d'emprisonnement et 45.000 Euro d'amende.

Nous contestons et protestons ce projet de Loi.

Dans le cas de l'acceptation de cette loi, vous empecherez la liberté d'expression mais vous serez aussi responsable pour le provoquement des deux communautés l'une contre l'autre, si tel était le cas, la France en porterait la lourde responsabilité.

Il est aussi evident que les relations humaines entre les Turques et les Français seront negativement touché. En priorité ce seront les relations commerciales qui seront atteints.

Les deputés Français ne doivent pas pervertir les faits historiques pour leur biens politique, les resultats auront des faits internationaux importants.

Nous vous demandons de retirer ce projet de loi et de laisser les historiens faire l'histoire.

Nous vous prions d'arreter de jouer avec notre dignité et notre honneur.
Cordialement.

Cabbar Demirkol
Ankara, le 08.05.2006

Değerli Bayan ve Bay Milletvekillerine,

Fransız Meclisi'nde "Ermeni Soykırımı olmamıştır" görüşünün açıklanmasının yasaklanmasını, bunu söyleyene 5 yıl hapis ve 45 bin avro para cezası getirilmesini öneren yasa tasarısının 18 Mayıs'ta görüşülecek olduğunu öğrendim.
Bu yasa tasarısını şiddetle kınıyorum.
Bu yasanın kabulüyle Fransa, sadece vatandaşlarının ifade özgürlüğünü kısıtlamakla kalmayacak, Türk ve Ermeni asıllı vatandaşları arasında sonuçları uzun yıllar sürecek nefret duyguları yaratacaktır. Ayrıca Türkiye ve Fransa milletleri arasındaki ilişkileri de kötü etkileyeceği kesindir. Doğacak sonuçlar arasında ilk etkilenecek olan ticari ilişkilerdir.
Fransız Milletvekillerini siyasi çıkar için çarpıtılmış bilgilerle tarihi yorumlamaktan vazgeçmeye ve boyutları uluslararası sonuçlar doğuracak bu yasa için oylarını iki ülke halklarının barışı için kullanmaya davet ediyorum.
Saygılarımla.

Cabbar Demirkol
Ankara, 08.05.2006

SOYKIRIM ifrirası  :  Yalan ve iftiralarla dolu Ermeni iddialarına Fransız Sosyalist Partisi de alet oldu

Messieurs et Medames les Députés,

Quand vous voterez la loi sur la génocide que vous avez fait en Algérie selon que vous avez voté et accepté la loi sur la génocide Arménienne qui n'existe pas?
Réspectueusement

Monsieur Kaan Güneri
Paris - 13.10.2006

Bay ve Bayan Milletvekililerine,

Varolmayan Ermeni soykırımı hakkındaki yasayı oyladığınız ve kabul ettiğinize göre, Cezayir’de yaptığınız soykırımla ilgili yasayı ne zaman oylayacaksınız?
Saygıyla.

Kaan Güneri
Paris - 13.10.2006

Fransa'ya dünya basınından da tepki yağıyor:
Diplomatik ahmaklık

Fransa'da Ermeni soykırımı iddialarının olmadığını söyleyenlere 1 yıl hapis ve 45 bin Euro para cezası verilmesini öngören yasa tasarının Fransa Parlamentosu'ndan geçmesine dünya basınından da tepki yağdı. Gazeteler tasarının "Avrupa'nın ikiyüzlülüğü" olduğu ve "Fransa'nın saçmaladığı" seklinde değerlendirdi.

GUARDIAN : "AVRUPA İKİYÜZLÜLÜK YAPIYOR"

İngiliz Guardian gazetesi, Nobel ödülü kazanan Orhan Pamuk'un Türk Ceza Kanunu'nun 301'inci maddesi nedeniyle mahkemeye verilirken Avrupa'nın bu yasadan şikayetçi olduğunu hatırlattı. Haberde, Avrupa'nın Türkiye'den yasalarını modernleştirmesini isterken Fransa'nın Ermeni yasası ile tam aksi yöne gitmesini "Avrupa'nın ikiyüzlülüğü" olarak değerlendirdi.

TIMES : "FRANSIZ VEKİLLER TÜRKİYE'DE BÜYÜK ÖFKEYE NEDEN OLDU"

İngiliz Times gazetesi, Fransa'nın Ermeni soykırımını inkar edenlere 1 yıl hapis ve 45 bin Euro para cezası öngören yasa tasarını geçirmekle, Fransa Hükümeti'nde mahcubiyet, Türkiye'de ise büyük bir öfke yarattığını yazdı.

IHT : "FRANSA BASINI TASARIYA KARŞI ÇIKMIŞTI"

International Herald Tribune gazetesi de Fransa'nın iki ünlü Ulasal gazetesi, Le Monde ve Le Figaro'nun yasaya karşı çıktığını ve bu sorunun diplomatik çerçevede çözülmesi gerektiği görüşünde olduğunu duyurdu.

DAILY TELEGRAPH : "FRANSA YENİ BİR KRİZ TETİKLEDİ"

Daily Telegraph gazetesi, Fransa Parlamentosu'nun Ermeni tasarısıyla, Türkiye'nin Avrupa ile ilişkilerinde yeni bir krizi tetiklediği değerlendirmesinde bulundu.

FINANCIAL TIMES : "İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE TEHDİT"

Dünyanın önde gelen finans gazetelerinden Financial Times ise Fransa Parlamentosu'nun kararını "diplomatik ahmaklık" ve "seçim menfaatçiliği" olduğunu belirtti. Gazete, Fransa'nın bu kararla Avrupa Birliği içinde ifade özgürlüğüne zarar verdiği ve bu özgürlüğü tehdit ettiğini yazdı. Haberde tasarının yasalaşması halinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da Fransa'da tutuklanma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı ifade edildi. Haberde ayrıca, tasarının Senato'dan geçmesinin beklenmediği belirtildi.

LE FİGARO : "FATURA FRANSA İÇİN ÇOK ACI VERİCİ OLABİLİR"

Fransız gazetesi Le Figaro da "Türkler Fransa'ya Öfkeli başlığını kullandığı haberinde Ermeni tasarısının Türkiye'de tüm sektörlerde büyük bir tepki ile karşılandığını, kamuoyunun ise, yaptırım istediğini kaydetti. Yaptırımların uygulanması halinde ikili ticaretin zarar göreceğini, Fransız şirketlerin dışlanacağını, diplomatik ilişkilerin soğuyacağını yazan gazete yaptırımların düzeyinin ise, "Türk Hükümetinin sokağın baskılarına dayanabilme gücüne bağlıö olacağını savundu. Le Figaro, gerilim sürerse fatura Fransa için "çok acı vericiö olabileceği uyarısını yaparken 10 milyar euroluk kontratın tehdit altında olduğuna dikkat çekti.

LE MONDE : "FRANSIZ HÜKÜMETİNİN DE ÇEKİNCELERİ VAR"

Fransız Le Monde gazetesi de, tasarının Fransa Ulusal Meclisinde kabul edilmesinin yoğun eleştiriye yol açtığını belirterek Fransız hükümetinin bile çekincelerini dile getirdiğini kaydetti. Fransa Başbakanı Dominique de Villepin'un bu tür konularda yasaların çıkarılmasının iyi bir şey olmadığı açıklamasına dikkat çeken gazete, en büyük tepkilerin Türkiye'den geldiğine yazdı. Le Monde, Fransız ürünlerine bir boykot uygulanması olasılığına dikkat çekti.

WASHINGTON POST : "FRANSA PARLAMENTOSU SAÇMALADI"

Washington Post gazetesi ise Fransa'dan geçen yasa tasarısı ile ilgili olarak Londra'da bulunan Avrupa Reform Merkezi Başkanı Charles Grant'ın sözlerini aktardı. Grant, "Bana göre Fransa Parlamentosu Ermeni katliamı ile ilgili bir yasa geçirerek kesinlikle saçmaladı" dedi. Tarihte pek çok kişi tarafından pek çok katliamın yapıldığını kaydeden Grant, bunlardan biri konusunda yasa geçirirken diğerleri hakkında yasa geçirmemenin "çocukça" olduğunu söyledi.

NYT : "577 VEKİLDEN 448'İ OY KULLANMADI"

New York Times gazetesi de Fransa Parlamentosu'nda 577 milletvekili olduğunu hatırlatarak Ermeni yasa tasarısının 19'a karşı 106 milletvekilinin oyu ile alındığını kaydetti. Haberde, 4 vekilin çekimser kaldığı anımsatıldı ve 448 milletvekilinin oy kullanmadığı ifade edildi. Gazete, bu kadar vekilin oy kullanmadığı bir tasarının Senato'ya gitmesi için yeterince siyasi desteğin olup olmadığı konusunda tartışmalar bulunduğunu kaydetti.

DER STANDART : "KÜÇÜK HESAPLARA DAYANSA DA DESTEKLENMELİ"

Avusturya'da yayınlanan Der Standart gazetesi, Ermenilere yapılanların, Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan soykırım tanımına uygun olduğunu savunarak, kuçuk hesaplara dayansa da tasarının desteklenmesi gerektiğini öne sürdü.

DIE PRESSE: "YASA TEKLİFİ SAÇMALIK"

Avusturya'da yayınlanan bir başka gazete olan Die Presse ise yasa teklifini "saçmalık" olarak değerlendirdi ve bu aşamadan sonra Türkiye'nin daha da sertleşeceğini kaydetti

Belçika basını :
Siyasi çirkinlik ve hafiflik

Belçika basını, Fransa meclisinde dün kabul edilen, sözde Ermeni soykırımını reddetmenin suç sayılmasını öngören yasa teklifiyle ilgili geniş yorum ve eleştirilere yer verdi.

"Le Soir" gazetesi, Fransa'da sözde soykırıma ilişkin yasanın "kağıt üzerinde" halledildiğini ancak "rahatsızlığın çözümden çok uzak olduğunu", Paris hükümetinin de bu yasaya karşı tavır aldığını yazdı.

Fransa hükümetinin, bu yasanın bilimsel araştırmaları olumsuz etkileyeceği görüşünü yansıttığını hatırlatan gazete, Türkiye'nin eleştirilerinin ve ekonomik boykot tepkilerinin Fransa açısından endişe verici olduğuna değindi.

Fransa meclisinden geçen yasa metninin gerçekte "gömülüp gitmesi" olasılığının çok yüksek olduğunu yazan "Le Soir", Fransa ile Türkiye arasındaki gerginliğin bu nedenle çelişki oluşturacağını savundu ve yasa tasarısının önce Senatodan geçmesi gerektiğini, bu yöndeki girişimlerin başkanlık seçimlerinden önce gerçekleşmeyeceğini ifade etti.

Fransız parlamenterlerin oylamasının Türklerin kalbini kırdığını, büyük hayal kırıklığı yarattığını belirten ve Fransızların "çifte standart" uyguladığı görüşüne yer veren gazete, bu tavrın Türklerin görüşlerini değiştirmeyi sağlamaktan uzak olduğuna işaret etti.

Gazete, Agos gazetesi genel yayın yönetmeni Hrant Dink'in, "Fikir özgürlüğü adına bu yasayı ihlal edeceğim" şeklindeki açıklamasına da yer verdi.

"Le Soir", Türklerin bu gelişmeden sonra sözden eyleme geçebileceklerini, Fransa'nın Türkiye'yi kaybedebileceğini, Fransız yatırımcıların çevre, nükleer ve askeri alım gibi alanlarda karlı dosyalardan uzaklaştırılabileceklerini yazdı.

Türkiye'deki Ermenilerin Fransa'ya yönelik "çok ağır ve sert eleştirilerine" de dikkati çeken gazete, bu Ermenilerin Türkiye ile AB arasındaki sorunlara "alet olmak istemediklerini" ifade etti ve "zorbalıkla çözüm bulunamayacağı", "demokrasinin kaybettiği" görüşüne yer verdi.

"Ermenistan'da nüfusun 4,5 milyondan 1,5 milyona düştüğünü, bu ülkede insanların tereyağı ve elektrik ihtiyacı olduğunu ve hayati sorunların görmezden gelindiğini" belirten gazete, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın uluslararası bir komisyon oluşturulması önerisinin Ermenistan tarafından yanıtsız bırakıldığını da hatırlattı.

"Le Soir"da yer bulan bir yorumda da Fransa'nın yaptığının "siyasi çirkinlik ve hafiflik" olduğu belirtildi.

"Avrupa'nın hataları giderek artıyor" denilen yorumda, Türkiye-AB ilişkilerindeki geri adımlara dikkat çekilirken, "Fransa'nın tarih alanında körü körüne ilerlediği, Paris'in Ankara'ya geçmişte verdiği sözleri tutmadığı, bir sansür cihazı oluşturduğu" yazıldı.

"Sonuçta hiç şüphe yok ki, bu yasa asla kabul edilip uygulamaya sokulmayacak" başlığını kullanan muhafazakar "La Libre Belgique" gazetesi de Fransa'da son birkaç yılda sözde soykırım meselesinin üçüncü defa gündeme getirildiğini, oylamaya milletvekili katılım oranının sadece beşte bir olduğunu, bu olumsuz gelişmede Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın tutarsız sözlerinin rol oynadığını, Türkiye'den gelen boykot tehditlerinin Fransa ekonomisinde çok ciddi etkilerinin görülebileceğini, Fransız politikacıların konuyu siyasi açıdan suiistimal ettiklerini, bunun "ödenecek bir bedeli olduğunu" yazdı.

Milliyet Gazetesi - 13 Ekim 2006 Cuma

Yeter Artık

Kenize Murad

Türk asıllı, Türkiye ve Fransa vatandaşı ünlü gazeteci Kenize Murad, Fransa Parlamentosu'nun Ermeni soykırımı tasarısını yeniden gündeme getirmesine manifesto (bildiri) gibi bir yazıyla karşı çıktı. "Fransa Parlamentosu'nun bu girişimi, entelektüel terörizmdir. Stalin ve Hitler'in başvurduğu yöntemlerdir" diye yazan Murad'ın yazısı şöyle:

BU kadarı da fazla! Avrupa'nın küstahlık ve kötü niyeti, sınırlarının sonuna varmış durumda.

Ama Türkiye, kesin olmayan Avrupa Birliği üyeliğinin muhtemel yararları uğruna bile olsa Avrupa'nın dayatmaları karşısında boyun eğemez.

Dün, Avrupa Parlamentosu temsilcisi, Türiye'nin Avrupa Birliği üyesi olabilmesi için "Ermeni soykırımı"nı kabul etmesini bir koşul olarak öne sürdü.

Bu yetmiyormuş gibi, Rum Pontus ve Süryani soykırımlarının kabul edilmesini de bol keseden istedi. (Kimileri de olası bir "Kürt soykırımı" iddiasının eli kulağında olduğunu anımsatıyorlar.)

HOLLANDA'DAKİ TÜRK'ÜN ONUR DERSİ

Bugün, Hollanda'nın iki büyük siyasal partisi, "Ermeni soykırımı"nı kabul etmedikleri gerekçesiyle Türk kökenli Hollandalı adaylarını seçim listelerinden çıkardılar.

İlkin, aydın onuru uğruna siyasal geleceklerinden vazgeçme cesareti gösterdikleri için bu insanları kutlamamız gerek.

Kimi "aydınlar"a esin kaynağı olması gereken bir aydın onurundan söz ediyorum!
Aslına bakarsanız, her iki yanda ciddi tarihçiler (tabii ki militan olmayanlar), soykırım olmuş olsun ya da olmasın, "soykırım"ı kabul etmek yerine hepimizin okumamız, araştırma yapmamız, bilgi edinmemiz, hoşgörü içinde tartışmamız gerektiği konusunda birleşmektedirler.

ELEŞTİRİYORSUNUZ AYNISINI YAPIYORSUNUZ

Bilgi sahibi olmadan onaylayan, dahası yasa çıkartıp cezalandıran bazı Avrupa hükümetleri, kendi ilan ettikleri düşünce ve ifade özgürlüğü ilkeleriyle tam anlamıyla çelişki içinde bulunmaktadırlar.
Türkiye, Ermeni soykırımı olduğunu söyleyen ya da yazan kişileri yargıladığı için kınanıyor.
Ama Fransa da soykırım olmadığını söyleyenleri yargıç önüne çıkartarak aynı şeyi yapmaktadır.

YILLARCA ÖLÜM TEHDİTLERİ ALDILAR

En ünlü Osmanlı tarihi uzmanı Amerikalı Bernard Lewis, soykırım değil, iç savaş sırasında katliam olduğunu söylediği için Fransız mahkemesi tarafından mahkûm edildi.
Bir başkası, seçkin Osmanlı tarihi uzmanı Fransız Gilles Veinstein, araştırmalarının sonucuna dayanarak soykırım olmadığını yazdığı için meslek hayatının tehlikeye düştüğünü gördü.
Kendisi ve ailesi yıllarca ölüm tehdidi aldı.
Bundan sonra da bu konuda ağzını açamadı.

İNSANI SUSTURMAK ENTELEKTÜEL TERÖRİZM

İnsanları korkutarak bir konuda konuşmasını ya da yazmasını engellemeye "entelektüel terörizm" adı verilir.
Üstelik bu, insan hakları ve ifade özgürlüğü şampiyonu olan bir ülkede olmaktadır.
Daha da beteri, Ermeni soykırımını kabul etmeyenleri beş yıla kadar hapisle ve on binlerce Euro para cezasıyla cezalandırmayı öngören bir yasa çıkartması için Fransız parlamentosuna büyük bir baskı yapılmaktadır.

Bu türden bir mahkûmiyetin Fransa'da mesleki ve toplumsal bir ölüm anlamına geldiğini ve ayrıca hiçbir gazete ya da yayınevinin sizi yayınlamaya cesaret edemeyeceğini söylemek gerekmez bile.

YOLUNUZ HİTLER VE STALİN'İN YOLU

Siyasal çıkarlar doğrultusunda tarihin yeniden yazdırılması, Hitler ve Stalin türünden diktatörlerin her zaman yaptıkları bir şeydir ve bunun büyük felaketlere yol açtığı çok iyi bilinmektedir.

Bundan dolayı, "Ermeni soykırımı"nı kabul etmeyenleri mahkûm etmeyi amaçlayan yasa tasarısına tepki olarak, birkaç ay önce, Fransa'nın en büyük tarihçi ve yazarları da aralarında olmak üzere 600 kişi, "Tarih İçin Özgürlük" adını verdikleri bir topluluk kurdular ve gazetelerde bir açık mektup yayınladılar.

FRANSIZ TARİHÇİLERİN MEKTUBUNA KULAK VERİN

Mektubun bir bölümü şöyle:

"Özgür bir devlette, bir tarihsel gerçeği tanımlamak ne parlamentonun, ne de yargı erkinin işidir. Devletin siyaseti, gerisinde çok iyi niyetler de olmuş olsa, tarihin politikası değildir.

Özellikle 13 Temmuz 1990, 29 Ocak 2001 ve 23 Şubat 2005 tarihli yasa maddeleri, bu ilkeleri ihlal ederek tarihçinin özgürlüğünü kısmakta ve cezayla tehdit ederek, araması ve bulması gereken şeyi ona söylemekte, ona yöntemler buyurmakta ve sınırlarını saptamaktadır.
Demokratik bir rejime layık olmayan bu yasa maddelerinin yürürlükten kaldırılmasını talep ediyoruz."

***

Önümüzdeki 12 Ekim 2006 tarihinde karar verecek olan Fransız parlamentosu, onları dinleyecek mi acaba?

KENİZE MURAD

Yargıladınız

Kenize Murad'ın "Yargıladınız" dediği, İslam tarihi ve Müslümanlar ile Batı arasındaki ilişkiler konusunda uzman olan Bernard Lewis, Princeton Üniversitesi'nin Yakın Doğu Araştırmalar Kürsüsü'nde görevli. 1916 Londra doğumlu olan Lewis, özellikle Osmanlı tarihi konusunda otorite kabul ediliyor ve kendisi "savaş sonrasında İslam ve Ortadoğu konusunda en etkin tarihçi" olarak sayılıyor. Lewis, 1993 yılında Le Monde Gazetesi'ne verdiği bir demeçte 1915 yılında Ermenilerin Osmanlılar tarafından öldürülmesinin bir "soykırım" olmadığını, "savaşın bir yan ürünü" olduğunu söylemişti. Paris'te bir mahkeme bunu Ermeni soykırımının inkarı olarak kabul etmiş ve tarihçiyi sembolik olarak 1 Frank para cezasına çarptırmıştı.

Susturdunuz

Kenize Murad'ın "Susturdunuz" dediği, 1998'den beri College de France'da tarih profesörü olarak görev alan Gilles Veinstein'ın da uzmanlık alanı Osmanlı tarihi. Türk tarihi bölümünün başkanı olan Veinstein, 1915 olaylarının "soykırım" olarak tanımlanamayacağını, bunun Ermeni milisler tarafından kışkırtıldığını söyleyerek Ermeni diasporasının tepkisini çekmişti. Bunların sonucunda Veinstein ölüm tehditleri almış ve meslek hayatı tehlikeye girmişti. Ardından da sessizliğe bürünmüştü.

Hürriyet Gazetesi - 8 Ekim 2006

"Liberation" gazetesi Türkiye'deki sel haberini verirken Diyarbakır için

"Türkiye kürdistanında sel..."

başlığını attı. Biz de bunun için bir protesto metni hazırladık. Ve buradan ilgili gazeteyi uyarıyoruz!


À LIBERATION
11, rue Béranger
75154 Paris Cedex 03


Monsieur le Rédacteur,

Je suis régulièrement les sites Internet, y compris «Libération », pour m'informer sur mon pays (Turquie), le monde entier et la France. Mais une nouvelle, intitulée « Inondation au Kurdistan turc », que vous aviez publiée le 1 Novembre 2006, m'a tout à fait choqué.
Je m'en suis étonné. Parce que vous parlez d'une région qui se trouve en Turquie mais jamais je n'ai entendu une telle région (Kurdistan turc) jusqu'à maintenant. J'ai examiné s'il y avait une telle région ou un tel Etat, mais en vain. Certains appellent l'Irak du Nord comme « Kurdistan » mais ce n'est un pays.
Il se trouve en Irak et elle appartient au territoire irakien. Et alors pourquoi avez-vous fabriqué ce terme, même dans une nouvelle aussi sensible qui touche tous les turcs du fond du cur.

Maintenant je voudrais vous demander d'où vous avez inventé ce terme. C'est vrai que les citoyens turcs d'origine kurde vivent, comme vous l'indiquez dans votre information, dans le sud-est de la Turquie. Mais pour quel but avez-vous eu besoin de les souligner dans une nouvelle de fléau naturelle ? C'est difficile à comprendre.

Je voudrais vous mettre ce malentendu à jour. Les gens d'origine kurde vivant en Turquie sont des citoyens turcs de première classe, pas minoritaires.
Pour autant que je sache les catalans, les basques,les alsace, les algériens et les corses vivent également en France. Sont-ils citoyens français ou minoritaires ? Comment vous les considérez ?
L'île de Corse, à 180 km de Nice, est-elle une île ou un état indépendant ? Si elle est un état indépendant, pourquoi un gouverneur français est-il en tête de cette île? Pourquoi la langue officielle de Corse est-elle française et pourquoi les corses n'ont-ils pas de leur langue officielle bien à eux? N'ont-ils pas le droit de l'obtenir et d'être un état Ýndépendant?
Le Président français Jacques Chirac a récemment déclaré qu'il n'y avait pas de minorité en France.
Comment se fait-il qu'il n'y ait aucune minorité, mais davantage de minorité en Turquie ?
Peut-être vouliez-vous décrire une région dont vous rêvez en rédigeant cette information. Pour vous appeler, le défunt président de la République turque Turgut Ozal était d'origine kurde.
C'est-à-dire, qu'il soit originaire kurde ne l'a pas empêché d'être le président de
la Turquie.

En attendant j'ai examiné à peu près de nombreux sites Internet sur la même information en question,
mais je n'ai pas rencontré une région baptisée « kurdistan » Je vous prie d'en tenir compte. Je vous exhorte au bon sens et tiens à ce que vous parliez de cette région-là comme son nom réel « le sud-est de la Turquie ou », quand vous avez l'intention de la rédiger, et à ce que vous corrigiez cette incroyable faute dans votre information.

Merci d'avance

Nuray Diyaroğlu
Ankara, 09.11.2006

Liberation

IRKÇILIK UMUTSUZLUKTAN BESLENİYOR...

Yakup YURT

Yakup YURT

Belçika tuhaf bir ülke oldu çıktı son zamanlarda.
Hergün birbirinden ilginç dramatik olaylar yaşanıyor.
İnsanlar şaşkın, insanlar gergin, insanlar stresli, insanlar korkuyor...
İşini kaybetmekten korkuyor, eşini kaybetmekten korkuyor, herşeyini kaybetmekten korkuyor.
Ne kadar olumsuzluk varsa hortladı desem yalan olmaz!
En başta da ırkçılık, o iğrenç hastalık...
Hastalara üstünlük duygusu zerk ederek onları rahatlatan kalleş, sinsi hastalık!
"Yak Türkü, kes Arabı, mıhla zenciyi, şutla Müslümanı, kurtul bütün dertlerinden" türü bir felsefe ürünü son derece tehlikeli bir hastalık.
Yatağında uyuyan insanı yakabilen bir hastalık!
Yangından çocuğunu kurtarmak isteyen bir babayı çocuğunu 3. kat penceresinden atmaya zorlayan hastalık...
Olacak şey değil!
Allah'ım akıl fikir ver şu zavallılara...
***
Neyse, konuya gireyim izninizle.
Dün, yani 10 Mart 2008 Pazartesi günü, Belçika'nın Hainaut Vilayeti'nin Mons kentinde görev yapan Ağır Ceza Mahkemesi'nde bir davanın yargılanmasına başlandı.
Bu mahkemenin özelliği yargılamanın açık duruşmada halk jürisi tarafından yapılması.
12 kişiden oluşan jüri halk arasından kura ile seçiliyor.
Bu tür duruşmalar genelde bir hafta sürüyor.
Mahkeme heyeti, jüri, sanıklar, güvenlik güçleri, sanık avukatları, yeminli tercümanlar, uzmanlar, eksperler, tanıklar, mübaşirler, basın, seyirciler, vb... birbirini izler tiyatrovari bir ortamda...
***
Davanın üç genç sanığı var. Bir kız, iki oğlan. Kız 21, oğlanlar 19'ar yaşında. Üçü de Batılı, yani yabancı kökenli değil. Belki biri İtalyan asıllı olabilir.
Kendilerine atfedilen suçlama ağır ve iğrenç : 19'u 20 Nisan 2006'ya bağlayan gece Charleroi'da Afrikalı iki siyahi fahişeyi yakarak öldürmeye teşebbüs etmiş olmak.
Sanıklar suçlarını itiraf ettiler.
Oğlanlar bunu ırkçılık gerekçesiyle yaptıklarından ırkçılık ağırlaştırıcı bir neden...
Ve ilk kez bir ırkçılık olayı Ağır Ceza Mahkemesine intikal ediyor Belçika ülkesinde!
***
Oğlanlardan biri sanık kızın fahişeden intikam almak istediğini öne sürüyor.
"Evet hezeyan halinde ırkçı sözler sarf ettim, ama ben ırkçı değilim" diyor.
İkinci oğlan otomobille fahişelerin yanından geçerken Molotov kokteylini attığını itiraf ediyor.
O da nişan almadan öylesine fırlattım diyor.
Afrikalı fahişelerden birinin vücudu tamamen yanıyor, ama mucize kabilinden ölmüyor.
Diğeri ise giysilerini çıkarıp yanmaktan son anda kurtuluyor.
***
Kız oğlanlardan birisinin manitası.
Yani olayın olduğu tarihte beraber çıkıyorlar.
Kıza göre, oğlan siyahi fahişelere saldırıp onları "beyazlatmayı" kafasına koymuş.
Kız "onu terketmem gerekirdi, ama başaramadım maalesef" diyor.
Ve ekliyor : "Olaydan sonra ikisi de gülüyorlardı".
Oğlanlardan biri ise bir sinema parkinginde Flaman sandığı kişileri otomobille ezme teşebbüsünde bulunmuş bir zamanlar.
***
Olay günü üç kafadar, yanlarına bir de yaşı küçük birini alarak, fahişelerin piyasa yaptığı semte gitmişler.
Eğlenmek ve kızlara hakaret ederek oyalanmak istemişler.
Birbirine gösteriş yapmış, caka satmışlar.
Kendisine hakaret edilen fahişelerden biri sinirlenip hakaret etmiş ve çöp kutusu fırlatmış.
O esnada hepsinin kafası oldukça kıyakmış.
Akıllarına intikam almak için Molotov kokteyli atmak gelmiş.
Gidip şişe ve benzin bulmuşlar.
Yakmışlar ve sallamışlar.
Şimdi ise suçu birbirinin üzerine atıyor eski sevgililer !
Zırvalıyorlar...
Özüre bakar mısınız Allah aşkına?
"Kafamız kıyaktı. Bu bize oyun gibi geliyordu. Hareketimizin nerelere varabileceğini o an düşünemedik."
***
Şimdi savunma hakkının kutsallığı gereğince avukatlar savunacaklar bu "zavallıları..."
Jüriyi ikna etmeye çalışacaklar.
Bunun ırkçı bir davranış sonucu olmadığı tezini öne sürecekler.
Hukuk tekniği çerçevesinde laf cambazlığı yapacaklar.
Muhtemelen az bir ceza ile kurtulacaklar.
Birkaç yıl yatıp çıkacaklar.
Ve umutsuzluk dünyasına geri dönüp umut arayışına yeniden başlayacaklar.
Müşteri aramaya devam eden fahişeler gibi çağdaş dünya avlusunda volta atacaklar...
***
Of anam of...
Ne demiş şair "Zor dostum zor..."

Yakup YURT ©
Brüksel, 11 Mart 2008